Hatırlama Macerası

Vatan

İstria bölgesinden şair Tatjana Gromaca’nın bir şiir seçkisi, Azra Özdemir’in çevirisiyle.

Vatan

Kirli yollar, boş yağmalanan daireler, yoksulluk ve hırsızlar, sessiz intiharlar.

Hastalıklar, belirsiz kökenler ve yanlış düşünceler, baskı ve eziklik,

Yolda kusmuklar, çukurlar, çıkıntılar, kir, geniş boyunlu şişman kondüktörler,

Kabalık, rahatsızlık, boyun eğme ve küçümseme, tiksinti.

Reddetme, hoşnutsuzluk, kültür eksikliği, pratik olmama, verimsizlik.

Farklı olanı ezmek, aşağılamak, öldürmek, yok etmek.

Yalan ve itaat.

Ölüm, itaat.

 

İblisler

Aile İblisleri, en korkunç, karanlık İblisler.

Beyaz Noel zamanında…

Korkular, aile İblislerinden korkular, köklere karşı nefret, kendi kanına karşı nefret, soyuna karşı…

Kırılan gece lambası, kan dolu şilte, parçalara ayrılan ahşap yatak, şu anda bir tabuta benziyor ve bekliyorlar.

 

Mutlu Katiller

Kristal netliğinde bir gece, araba ile seyahat.

Soğuğu ve buzu kucaklayan donmuş bir gece.

Yanan evden ayrıldık, parlak, yalın alevleri bıraktık.

Bulutlu, yıldızlı gökyüzü de ışıklalarla aydınlık…

 

Varlığın İdeal Formu

Çömelmek, eğilmek. Olduğundan daha küçük görünmek…

Bir münzevi, bir dilenci gibi yeryüzünde yürümek,

Tüm işaretlerden, eşyalardan yoksun.

Görünmez olmak. İnleyerek sürünmek, evet!

Kendi üzerine dikkat çekmemek…

Yer kaplamamak, diğer hayvanları rahatsız etmemek.

Hiçbir yaşam belirtisi göstermeden bir köşeye sıkışmak…

 

Biz

 

Onlar itirafı severler

Sadece itiraf ve vicdan azabı

Acı ve sızıyı elde ettiklerinde ise

Kısa süreliğine sakinleşir gibi olurlar.

Eski bir mobilya deposundan çıkarılmış

Ahşap bir bank üzerinde, pencerenin kenarında oturuyorum.

Şüphesiz bazıları, oturduğum bankı bile kıskanabilir?

Hafta sonu deniz kenarında gezinti sırasında,

Bir adamın otomobilde uyuduğu yerde koparılmış

Defne ve biberiye yaprakları ayaklarımın yanında…

Belki ölü yatıyordu?

Saatler ve dakikalar çok hızlı geçiyor,

Sadece genişçe kanat açan martılar

Gökyüzünde yavaşça uçuyorlardı.

Fırtınayı, hastalığı, açlığı, sefaleti

Ve ölümü haber veriyorlardı.

Fakat buna sevinmeli.

 

Kış Kartpostalı

Kış kartpostalı.

Yazacağım öykünün adı budur.

Oraya gideceğim, Pazarı da götüreceğim, ikisi o şehirde.

Kışın, elbette.

Her şey kar altında kalacaktır.

Alçak, harap evler,

Sokaklar ve köprüler.

Nehirler donmuş olacak.

Sadece bazı yerlerde, küçük balıkların,

Kıyı kenarında avlanırken, buzda açtığı delikler var.

Sırtları birbirlerine dönük

İki küçük balık teknede…

Ahşap zemine bir sac koyacaklar

Isınmak için ateş yakacaklar.

Mısır tarlaları karla kaplı…

Mısır dallarının keskin parçaları,

Donmuş topraktan ortaya çıkacak.

Boş avlular.

Küçük, gür ağaçlar.

Alacakaranlıkta,

Şehir parkının dibinde,

Altın pavyonun arkasındaki sarı evde ışık yanacak.

Terk edilmiş köy yolları.

Bazı cesur bisikletçiler.

Uzakta görünen küçük evler, karlı ovalar.

Başları örtülü yaşlı nineler.

Düzlük.

Melankolinin yapışkan hoşnutluğu...

Ahşap direkler.

Zayıf, titreyen ışık…

Uzaktan gelen köpek havlaması...

Karanlık.

 

Orada

Camları çatlamış küçücük evler

Hâlâ duruyor orada.

Kapının durduğu yerde,

Şimdi çivilerle çakılmış tahtalar.

Veremli koridorlar.

Altında kedilerin toplandığı,

rustik yapılı balkon korkuluklu

Avlu binaları.

Kırmızı sabahlıklı kadının

Ortaya çıkıp süte batırılmış ekmek getirmesini bekliyorum,

Yıllar önce

Yaptığı gibi,

Söylenip avlu tuvaletinde kayboluyordu.

İstasyon caddesi,

Milan Steiner’in resmini yaptığı zamanlardaki gibi aynı duruyor.

Parkın arkasındaki

Yahudi Kilisesi de orada,

Bombanın atıldığı kahvenin karşısında…

Bodrum dairelerde

Işıklar yavaşça sönüyor.

Göç eden, öldürülen, kaybolanların evleri,

Hayalet misali boş duruyor.

Bir savaş daha geçti,

Onun en büyük paralı askerleri ve memurları ise

Bugün de önlerinde eğildiklerimiz.

 

Humus Kokusu

Yolculuk sonrasında,

Sevişme sonrası gibi.

Boşluk ve

Vicdan azabı.

Anlaşılmazlığın ve tutarsızlığın başladığı,

Kendi toprak üzerinde yeniden…

Acı, guguk kuşu yuvası gibi göğüste örülmüş.

Vatan humusunun kokusu – sıcak ve nemli,

Kan kokusu gibi çekici.

Varlığın nadir belirtileri olarak

irasyonalitenin ve tutkunun,

Yalnızlıkların ve yanılgıların kanatlarında…

 

Krakow 1989.

O yakınlığın, mimariden dolayı kaynaklandığını tahmin edebiliyorum.

Wawel etrafındaki rüzgârdan,

Geçmişin soğuk nefesinin fışkırdığı pasajdan,

Votka bekleyen insan sıralarından…

Bana ve Polonya’ya gerçekten ne oldu?

Alışmamış elime büyük gelen kehribar yüzük satın aldım,

Sokaktaki bir kadından deri bir ceket…

Katedralde huşuyla bir miktar diz çöktükten sonra,

Tanımadığım bir Polonyalı bana menekşeler hediye etti.

Her şeyi bir işaret olarak düşünüyordum, her şeyi.

Her şey saklanmaya değer…

Kurumuş menekşeler bile yıllarca çekmecede durdu.

Bugün ise eşyaları atmak gerektiğini biliyorum.

Hiçbir şeye fazla üzülmemek, kalbi sertleştirmek gerektiğini…

Krakow’u hayal etmemek…

 

Nova Gradişka, Okuçani, Novska

Nova Gradişka, Okuçani, Novska.

Geçmiş savaşın ardında bıraktığı mutsuzluk.

Hala orada, varlığını yoğun olarak devam ettiriyor.

Yol boyunca dizilen evler, korkunç boş.

Pencerede, ev işleriyle meşgul insan yüzü…

Bir çocuk, pasta getiren anne...

Şarapnellerle delik deşik edilen evler.

Bombaların kocaman delikler açtığı evler.

Delikler üzerinde, örümcek ağı gibi gerilmiş naylonlar.

 

Çocukluk

Fabrika bacalarıyla dolu acı sabahlar,

İçinden korku ve heyecanın alevlendiği rafineri bacaları…

Irmak kokusu ve ısırganın kızgınlığı,

Karahindibanın köpüklü kabarcıkları,

Erken çocukluğun ilk günahları…

İnek sürüsünü kırbaçlayan çoban,

Bacadan görünen bacacı…

Erik ağaçlarının gövdesinde karga sürüleri…

Yük gemilerinin ağır pası

Kalın ceviz ağıcının altında salıncak.

 

Kara Ormanda Gece

Güneş, kömür gibi kara olan

Ormana yaklaşmış.

Bataklık, açmış söğütler.

Çökmüş çatılı,

Kırık pencereli ev…

Alanlar, nehirler,

Taşmakta…

Bugünlerde birkaç ülke değiştirdim.

Hayatımdan bir o kadar insan gelip geçti.

Beni bir süre daha kötülükle hatırlamalarını sağlamak için

Acaba hepsine yeterince acı verdim mi?

Tahta depolar, tuğla imalathaneleri, eski mühimmat ambarları.

Öz denetimi olmayan,

Kötü niyetli biriydim.

Gayri resmi toplumda, başkaları hakkında

Ard arada gereksiz kelimeler söyledim.

Czeslaw Milosz’un yazdığı gibi

Boş konuşma, yirminci yüzyıl

Aydınlarının en büyük suçudur.

Güneş, kara ormanın ardına batıyor.

Yeşil tepenin eteğinde dağılan evler,

Küçük heykel alaşımlarına benziyor.

Benden kötü niyetli olanlar,

İdealizm ve doğruluğumdan dolayı,

Benimle alay edecekler.

Birinin, sırtımın arkasında durması gerektiği

Dünyada kalamam.

Nehir, çürümüş dalları taşıyor,

Tepeler, yeryüzünde hafifçe dalgalanıyor.

Yamaçlarda şenlikli ağaçlar dizisi…

 

© Radenko Vadanjel
Hırvatistan’dan Tatjana Gromača
Tatjana Gromača 1971’de Sisak’ta (Hırvatistan) doğdu, Orta İstria ve Pula’da yaşıyor; Zagreb’de karşılaştırmalı edebiyat bilimi ve felsefe öğrenimi gördü (1995’de mezun oldu); artık yayımlanmayan, bir zamanların efsanevi Hırvat haftalık gazetesi Feral Tribune’da yıllarca edebi röportajlar, kitap tanıtım yazıları ve kültürel konularda makaleler yazdı; 2008’den beri Novi list adlı günlük gazetenin kültür köşesinde yazıyor, röportajlar yapıyor; serbest yazar (şiir, roman, deneme); çok sayıda kitabı yayımlandı, en son: Bijele vrane – priče iz Istre (belgesel roman, Zagreb, 2005); Crnac (novella, Zagreb, 2004); Nešto nije u redu? (şiir kitabı, Zagreb, 2000), bir seçkisi Stimmt was nicht? adıyla Edition Thanhäuser tarafından Almanca olarak yayımlandı; 2001’de bu eseriyle Berlin’deki Sanatlar Akademisi’nin bursunu kazandı.

 

Fabjan Hafner'ın bir çevirisi
Fabjan Hafner 1966’da Klagenfurt’ta (Avusturya) doğdu; 1984-1992 arasında Graz ve Klagenfurt’ta Alman filolojisi ve Slav dilleri ve edebiyatı (Slovence) öğrenimi gördü, master ve doktora yaptı; Karintiya eyaletinin iki dilinde de (Almanca ve Slovence) yazan Hafner, Slovence, Hırvatça ve Sırpçadan Almancaya edebiyat çevirmeni, ayrıca edebiyat bilimci ve yayıncı. 1998’den beri Klagenfurt Üniversitesi Robert Musil Enstitüsü’nde çalışıyor; ağırlıklı olarak şiir (Kajetan Kovič, Maruša Krese, Ana Ristović, Tomaž Šalamun, Maja Vidmar, Dane Zajc, Uroš Zupan) çeviriyor, 32 çeviri kitabı var; 1990’da Petrarca Çeviri Ödülü’nü, 2006’da Avusturya Alman Filolojisi Topluluğu’nun Bilim Ödülü’nü, 2006’da Avusturya Devlet Çeviri Ödülü’nü, 2007’de ise Münster Şehri Avrupa Şiir Ödülü’nü kazandı.