Avrupa

Almanya ve Avrupa için uyum konseptleri

Cover des Buches No Integration?! © transcript Verlag© transcript YayıneviGöç konusundaki tartışmalarda son yıllarda hep uyum kavramı ön plana çıkıyor. Yakın zamanda çıkan bir seçkide kültürbilimciler ve uyum araştırmacıları, çoğunluk toplumuna dahil olma ve uyum sağlama taleplerinin tek taraflı olarak sadece göçmenlere yönelik olduğuna dikkat çekiyorlar.

Uyum kursu, uyum zirvesi, uyum barometresi… Uyum kavramı artık herkesin dilinde ve bir zamanların gözde ifadesi “çokkültürlülüğün“ tahtına oturdu. Çokkültürlü toplum bir bakıma itibar kaybetti de denilebilir. Uyumun başarısız olduğuna dair örnekleri konu alan haberler artık daha popüler. Günümüzde göç kavramı gündeme geldiğinde genellikle paralel toplum, namus cinayetleri ya da zorla evlilik gibi sorunlar da hemen tartışmaya dahil ediliyor.

Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi etnologlarından ve No integration?! Kulturwissenschaftliche Beiträge zur Integrationsdebatte in Europa (Avrupa’daki Uyum Tartışmalarına Dair Kültürbilimsel Makaleler) isimli seçkinin yayımcılarından Sabine Hess, bu kitabı “Başka bir bakış açısını yeniden düşünülmeye değer kılma çabası“ olarak görüyor. Artık göçmenlere, öncelikle bazı eksiklikleri olan ve bunları uyum kurslarıyla gidermesi gereken insanlar gözüyle bakmaktan vazgeçmek, bu bakış açısı değişikliğine bir örnek teşkil edebilir. Uyumun hedefi, toplumsal, ekonomik, siyasi ve kültürel hayata katılımda, göçmenlere fırsat eşitliği sağlanması olmalı. Buysa sadece göçmenlerin değil, “yerlilerin“ de fedakârlık yapmasını gerektiriyor.

Külterler konteyner değildir

No Integration?! kitabının kapağı © transcript YayıneviKitabın yayımcılarına göre hâlihazırdaki uyum tartışmaları, özcü kökenli bir kültür anlayışına dayanıyor. Gerek göç alan toplum, gerekse göç eden gruplar, kapalı birer konteyner olarak görülüyor. Bu anlayış, uyumu engelleyeci olmanın yanı sıra kültürler arasındaki birleştirici özellikleri belirmek yerine ayırıcı unsurlara vurgu yapıyor.

Cinsiyetlerin sosyal eşitliği ilkesine dayanan Gender-Mainstreaming (Cinsiyet Ana Akımı) tanımından yola çıkan yayımcılar, bu konteyner modelinin karşısına “Uyum Ana Akımı“ konseptini koyuyor. Buna göre, barışçıl bir ortak yaşamın temelinde homojen bir ulusal toplumu gören anlayıştan artık vazgeçilmesi gerekiyor. İnsanların, eşyaların ve fikirlerin sürekli hareket halinde olduğu bir çağdaki hayat hikâyeleri, artık ulus devlet sınırlarını çoktan aşmış durumda. Bu nedenle de göçmenlerin bakış açıları, özel ilgi alanları, yaşam koşulları ve performansları çok daha fazla dikkate alınmalı. Bu uluslar ötesi bakış açısı, sosyal haklar ve vatandaş haklarının küreselleşmesi yönündeki taleplere de zemin hazırlıyor.

Kitaptaki değerli makaleler, uyum ve göç konularını siyasi, toplumsal, sanatsal ve ekonomik açıdan büyüteç altına alıyor. Yazıların tümünde, hâlihazırda egemen olan uyum kavramına eleştirel bir yaklaşım söz konusu. Makalelerin çoğu Almanya’da kamuoyunu meşgul eden göç tartışmalarını konu ediniyor. Kamuyondaki bu tartışmalarda zaman zaman dillendirilen ırkçı söylemlerin yanı sıra çokkültürlülük kisvesi altında yapılan “pozitif ırkçılık“ da eleştiri oklarına hedef oluyor.

Kozmopolit bir Avrupa için

İtalyan politolog Sandro Mezzandra ve Alman kültür antropoloğu Regina Römhild, keskin bir Avrupalı bakış açısıyla argümanlarını öne sürüyor. Mazzandra, günümüzün göçmenlerini “Avrupa’nın sömürgeci mirası“ olarak tanımlıyor. Özellikle kaçak göçmenler, hiçbir surette vatandaşlık haklarına sahip değilken, iş güçlerindense herkes memnuniyetle faydalanıyor. Mazzandra’ya göre, kaçak göçmenler “ikinci sınıf vatandaş“ ve Avrupa içinde “sömürülen itaatkâr tabaka“ konumunda. Böylece geçmişteki sömürgecilik anlayışı günümüzün Avrupası’nda yeniden doğuyor ve “Avrupaî bir ırkçılık“ tehlikesinin baş gösterme olasılığı ortaya çıkıyor. Fransız filozof Étienne Balibar’a göreyse bu tehlike, ancak “ikâmet vatandaşlığı“ ile önlenebilir. Bu vatandaşlık hakkı, sadece AB üyesi ülkelerin vatandaşlarına değil, aynı zamanda Avrupa’da sürekli olarak ikâmet eden tüm insanlara tanınmalı.

Alman sosyolog Ulrich Beck’ten esinlenen Regina Römhild ise “kozmopolit bir Avrupa“ fikrini ele alıyor. İkâmet izni olsun ya da olmasın, Avrupa‘daki göçmenlerin zaten müşkül şartlar altında yaşamak zorunda kaldığını belirten Römhild, onları “alttan gelen kozmopolitizmin“ öncüleri olarak görüyor. Sınırlar ve uluslal kimlikliklerin ötesinde bir yaşama dair kozmopolit hayal, göçmenler için uzak bir ütopya değil; aksine “müşkül şartlar altında yeni göç toplumlarının oluşturulması ve düzenlenmesinde“ pratik bir gerekliliktir.

Sabine Hess, Jana Binder, Sabine Hess, Jana Binder, Johannes Moser (Yayımcı): “No integration?! Kulturwissenschaftliche Beiträge zur Integrationsdebatte in Europa“ (Avrupa’daki Uyum Tartışmalarına Dair Kültürbilimsel Makaleler), transcript Yayınevi, Bielefeld 2009, ISBN 978-3-89942-890-2. 

Holger Moos
Alman Dili ve Edebiyatı Uzmanı, Ekonomi ve Sosyal Tarihçi, Münih’te yaşıyor

Çeviri: Murat Çelikkafa
Copyright: Goethe-Institut e. V., Online-Redaktion
Şubat 2010

İlgili linkler