Prof. Dr. Klaus-Dieter Lehmann, Goethe-Institut’un başkanı

Prof. Dr. Klaus-Dieter Lehmann
Ama yine de sorular kalıyor: belli bir hedef var mı, bunun bir geri dönüşü de olacak mı? Yoksa yollarda olmak bir çeşit göçebelik anlamına mı geliyor? Yani bir yere varmayı hedeflemeyen bir yolculuk durumu mu söz konusu olan? Başlık bunu bilinçli olarak açık bırakıyor. Ama belli olan bir şey var.
İnsan yollarda yabancılarla karşılaşır, yabancı topraklarda dolaşır, başka diller konuşan insanlarla iletişim kurar ve bu sırada kendini de biraz değiştirir.
Bu projede ikna edici olan da zaten bu. Birçok kişisel ve doğrudan karşılaşma ve bunların etrafında gelişen kendine özgü dinamikler. Deutsche Welle’nin bir haberine göre, yolculuklar sırasında ilanı aşk bile yapılmış.
Urfa’da küçük bir kız, yazar Renate Welsh’e aşağı yukarı onunla aynı yaşta olan dedesiyle evlenebilir mi diye sormuş. Bir başka yazar, Necla Kelek, Gaziantep seyahatinden sonra konferans salonlarında ve meydanlarda kadının eşitliliği üzerine insanlarla yaptığı hararetli tartışmaları anlatıyor. Ben şimdiden Katja Lange-Müller ve Ingo Schulze’nin Muğla’dan hangi hikayelerle döneceklerini merak ediyorum.
„Yollarda“ nın bu kadar başarılı olmasının bir nedeni de, iki taraflı bir değişim programının ötesine geçmesi ve sadece büyük şehirlerdeki aktörlerle sınırlı kalmaması. Türkiye ile son yıllarda kültürel yakınlaşmamızı büyük ölçüde edebiyata borçluyuz. Burada aklıma gelen sadece geçen sene gerçekleştirilen Frankfurt Kitap Fuarı gibi büyük etkinlikler değil, aynı zamanda edebiyatın kendisi. Orhan Pamuk’un „İstanbul“ romanını okumuş biri için Boğaziçi'ndeki bu metropol kültürel açıdan artık vazgeçilmez olmuştur. Bununla birlikte yine biliyorum ki, Türkiye’nin doğusunda birçok entellektüel, sanatçı ve genel olarak kültür ile ilgilenenler Avrupalılar tarafından unutulduklarını düşünüyorlar.
Goethe Enstitüleri de sadece İstanbul, Ankara ve İzmir’de var. Tam da nedenle yıllardan beri, başka kentlerde de işbirlikleri ve ortaklıklar yoluyla kültürel etkinlikler ve dil kursları düzenlemeye çalışıyorlar. Başarılı da oluyorlar.
„Yollarda“ çok güzel bir şekilde bu atılıma daha büyük bir boyut kazandırıyor.
Tüm Avrupa’dan 48 yazar ve Türkiye’nin bütün bölgelerini kapsayan 24 kent bu projede yer alıyor. Her kentte bir hafta boyunca okumalar, tartışmalar, konserler ve sergiler düzenleniyor.
Projenin doruk noktasını 16 Nisan 2010 tarihinde İstanbul’da, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti kutlamaları çerçevesinde düzenlenecek etkinlikler oluşturacak. Goethe Enstitüsü’nün başkanı olarak büyük bir mutlulukla, geleceğime dair söz verdim. Bu tür etkinlikler yoluyla, uluslararası kültür alışverişi konusunda çok yeni gelişmeler için fırsatlar da yaratılmış olacakğını düşünüyorum.
Buradaki çok önemli bir nokta da şu: Bu proje ile sadece Avrupa Birliği ülkelerinden yazarlar Türkiye’ye gelmekle kalmıyor, aynı zamanda 2010 yılının Mart ayından itibaren 16 Türk yazar da Sofya, Bükreş, Viyana, Venedig, Zürih, Pécs ve Essen şehirlerine gidecek.
Son olarak da projeye katılan tüm yazarlar Brüksel’de yapılacak olan galada biraraya gelecekler ve katılımcı ülkelerin kültürel çeşitliliği ve zenginliğini temsil edecekler.
Bavullarında edebiyatla seyahat eden yolcularımızın yollarda izlerini bırakacaklarına ve yollarına devam ederken ve evlerine dönerken yanlarında birçok değerli izlenim, tecrübe ve düşünce götüreceklerine eminim.
Zaten bu da dış ülkelere yönelik eğitim ve kültür çalışmalarının esasını oluşturur; yani başkalarına kendi hikayeni anlatmak ve bu sırada gelişecek diyalog için de hazır ve açık olmak.
Tüm katılımcılara başarılar, tüm dinleyici ve izleyicilere de 2009 ve 2010 yıllarında güzel günler ve haftalar diliyorum.
Klaus-Dieter Lehmann









