Etkisi

Alfred Adler 1911’de Freud’la yollarını ayırdıktan sonra bireysel psikolojinin bir dalı olan derinlik psikolojisini kurdu. Modern psikolojinin temelini, Freud’un psikanalizi ve C.G. Jung’un Analitik Psikolojisi’nin yanı sıra Adler’in derinlik psikolojisi de oluşturmaktadır. Freud’dan farklı olarak Adler’e göre, insanın ruhsal gelişiminin güdüsel hedefi „zevk“ değil, „onay“, „güç“ ve „güvenlik“ arayışıdır. İlk başta Adler’in düşünceleri bedensel ve zihinsel yetersizliklerin (aşırı) kompansasyonu üzerinde yoğunlaşmıştır. Adler Viyana’da sinir hastalıkları doktoru ve psikolog olarak edindiği bilgi ve deneyimlerden yola çıkarak, insanın toplumsal aidiyeti üzerinde giderek daha çok kafa yormaya başlamıştır. Ona göre, insan eylemlerini harekete geçiren güç, daha doğumdan itibaren varolan bir aşağılık duygusu ve bu kompleksi aşma isteğidir. Adler’e göre –Freud’un aksine– ruhsal bozukluklar bilinç ile bilinçaltı arasındaki çatışmalardan değil, insanın doğal onaylanma güdüsüyle reel toplumsal rolü arasındaki çatışmalardan kaynaklanan „nevrozlar“dır. İnsanın özellikle de içsel-ruhsal çatışmalarını göz önünde bulunduran psikanalizin aksine, Adler insandaki psişik süreçlerin yalnızca toplumsal ortamla bağlantılı olarak anlaşılabileceği görüşündedir. Öngördüğü terapi öncelikle yeniden sosyalleştirme önlemlerinden oluşmaktadır.

20. yüzyılın 30’lu yıllarının başında Adler Batı dünyasının en tanınmış psikoloğuydu, muhtemelen Freud’dan daha ünlüydü. İnsanın bilinçli bir biçimde davranan toplumsal bir birey olduğunu savunan iyimser öğretisi özellikle de ABD’de çok popülerdi. Adler’in psikoloji (derinlik psikolojisi) ve pedagoji üzerindeki etkileri günümüzde de yoğun olarak görülmektedir, ayrıca sosyal tıbba önemli katkılarda bulunmuştur. Nevroz öğretisinin kurucusu Adler’in İnsan Tabiatını Tanıma adlı kitabı modern psikolojinin temel eserleri arasında sayılmaktadır.

Metin:Charlotte Marscholek