Kısa yollar:
Doğrudan içeriğe git (Alt 1)Doğrudan bir alt navigasyona git (Alt 3)Doğrudan ana navigasyona git (Alt 2)

Görüşme
Natascha Sadr Haghighian: Yerler Arasında

Natascha Sadr Haghighian
© NiMAC, Loizos Papacharalambous

“Köken fikrini bıraktım (...) çünkü, günümüzde öyle toksik anlamlarda kullanılıyor ki ” diyor çalışmalarının bir parçasını çeşitli kimliklerin oluşturduğu sanatçı.

Natascha Sadr Haghighian, geçen Kasım ayında sona eren 2019 Venedik Bienali'nde Almanya'yı temsil etti. Sanatçı, politik ağırlıklı olan çalışmalarında, kültür, kimlik ve aidiyet konularını incelemek için performans, enstalasyon, ses ve metin kullanıyor. NiMAC Sanat Merkezi‘nde yapılan Hypersurfacing Sergisi kapsamında düzenlenen foruma katılmak için Kıbrıs’a gelen sanatçı, 23 Ocak'ta çalışmalarını tanıttığı sunumun yanı sıra, sanatçılarla dört günlük bir de atölye çalışması gerçekleştirdi. Sergiye katılan sanatçılar: Raissa Angeli, Natalie Yiaxi, Stelios Kallinikou, LitoKattou, Phanos Kyriakou, Orestis Lazouras, Marina Xenofontos, NayiaSavva, Constantinos Taliotis, Maria Toumazou, LeontiosToumbouris und Peter Eramian.

Atölye çalışmanızın şahsen sizin için amacı nedir ve katılan sanatçıların burdan kazanımları ne olmalıdır?

Hypersurfacing sergisinin küratörü Marina Christodoulidou beni, bir öneriyle davet etti. Yüzey-üzerindeki- gözükmenin ne anlama geldiği hakkındaki görüşümü daha sonra paylaşabilmem için, sergiyle ve katılımcı sanatçıların yöntemleriyle tanışma önerisiyle: Yüzey ne anlama geliyor? Bir şey göründüğünde bu ne demektir?

Bu kavramları tartıştık. Örneğin, dün, Hypersurfacing’in sergi kapsamında işlenen anlamının biraz dışına çıkan ve böylece de bunu daha geniş alanlara aktaran bir metin okuduk. Rijn Sahakian'ın “Maden Çıkarma, Ayaklanma“ başlıklı bir metnini okuduk. Burada yeraltı kaynaklarının çıkarılmasını, bir tür ortaya çıkma şekli ama şiddetle bağlantılı bir ortaya çıkma şekli olarak değerlendirdik. Daha sonra bir şeyin kendiliğinden yüzeye itilmesinin veya zeminden çekilmesi veya kazılmasının ne anlamlara geldiğini tartıştık. Beni ilgilendiren bölgelerde madencilik büyük bir rol oynadığı için bu bana özellikle önemli göründü.

Dört günlük bir atölyenin üretime odaklanması gerektiğini düşünmüyorum, özellikle de konu kavramsalsa. Ve sanatçıların Marina'nın belirlediği konseptle çalışırken harika bir iş çıkardıkları inancındayım. Ayrıca demek istediğim, sanatsal faaliyetlerinin öyle bir aşamasında bulunuyorlar ki, bu şekilde çalışmaya cesaretlendirilmeleri için kimseye ihtiyaç duymuyorlar. Onlara yaklaşımlarının nasıl olması gerektiği konusunda eğitim vermeme gerek yok. Bu daha çok bir tartışma, değerlendirme ve geri bildirimdir. Bence bu tartışmanın sonucu daha sonra yaptıklarına bir şekilde yansıyacaktır.

Kendi çalışmalarınızda ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Sizce siyasi konuları tematize eden sanatçıların karşılaştıkları aşılması gereken ortak zorluklar nelerdir?

Siyasi meselelerle şu veya bu şekilde uğraşmamanın zor olduğu bir zamanda yaşadığımızı düşünüyorum. Ya doğrudan çalışmalarımıza yansıyor ya da çalışma koşullarını değiştiriyorlar. Benim çifte vatandaşlığımın olması beni çok ayrıcalıklı yapıyor. Alman pasaportu hareketlilik açısından büyük bir ayrıcalık anlamına geliyor. Bunun aksine, birçok arkadaş sergilere katılabilmek için sürekli vizeye başvurmak zorunda. Bunun politik bir konu olduğunu söyleyebilirim, bu
yüzden sanatçıların çalışmalarında birçok katman var. Tam olarak söylemek gerekirse, bu konular beni şahsen endişelendiriyor. Sanatçıların ayrı ayrı, farklı hareketlilik sorunları var.

Vikipedi‘ye göre Tahran'da doğdunuz. İran geçmişiniz çalışmanızı herhangi bir şekilde etkiledi mi?

Köken fikrini bıraktım. Köken beni ilgilendirmiyor, milliyetçi hareketlerin yükselişe geçmesinde de gözlemleyebildiğimiz üzere, bu kavram bugün son derece toksik bir şekilde kullanılıyor. Ben yerler arasında olmayı tercih ederim, benim için aidiyet duygusu, tam olarak birbirine bağlılık kavramında yer alıyor. Küresel anlamda bir beraberlik. Menşe veya köken kavramıyla uğraşmak yerine, her şeyden önce, bu gezegende başka insanlarla ama aynı zamanda da diğer yaşam formlarıyla birlikte olduğumuzu anlamalıyız. Belki de bu, kökenlerinin kimlikleri için  önemli olduğunu düşünen insanlarla yüzleşmem için kışkırtıcı bir yoldur; bunu hiçbir şekilde sorgulamak istemiyorum. Ancak en az iki ülke arasında büyüdüğüm için, farklı açılarından bakabilme yeteneğinin kalite anlamına geldiğini öğrendim. Çalışmam her zaman bütün bunlardan etkileniyor. Kişisel alanınızda edindiğiniz bakış açıları sizi her zaman değiştirir. Benim için her şey, kısaca tek bir yerden geldiğimi söylemekten daha kompleks. Bunun da işimin esasını oluşturduğunu düşünüyorum.

Çalışmanızda neden bu kimlik oyunu var?

Kimlik, politik olarak toksik bir şekilde kullanıldı, bunu hiçbir şekilde reddetmek istemiyorum, fetişizmi ile de çok dikkatliyim. Onunla oynuyor olmam şu anlama geliyor: Hiçbir şey taşa yontulmuş değil! Belki de arkasındaki esas sebep bu. Pek anlaşılmayan sanat müesesesinin yapı taşlarını yerinden oynatmak, sanatçı biyografileri de bunlardan biri. İlk kez bir özgeçmiş göndermem istendiğinde, bunu kesinlikle sinir bozucu ve üzücü buldum. "Bu beni berbat bir ruh haline sokuyor, neden yapmak zorundayım?" diye düşündüm. Sonra, yaptığım farklı işleri yazmaya ya da çeşitli hastalıklarımı bir çeşit alternatif biyografi şeklinde listelemeye başladım. Ardından arkadaşlarıma, daha sonra bunu bir fikir olarak online bir platforma yani Bioswop.net'e aktarmak için, özgeçmişlerini ödünç alıp alamayacağımı sordum, böylece sanatçılar (sadece sanatçılar değil), özgeçmişlerini birbirleriyle değiştirebileceklerdi. Bu, yapıları oyun gibi eğlenceli ve esprili bir şekilde işlediğim bir projeydi. Venedik Bienali için, izleyicinin adımı daha kolay telaffuz edebilmesi için, adımı (Natascha Sadr Haghighian'dan Natascha Süder Happelmann'a) değiştirme ve adapte etme kararım, Alman toplumuna entegre olmaya istekli olduğumu göstermenin mizahi bir yoluydu. Bu, Almanya'da oldukça tartışmalı bir konu olan entegrasyon hakkında konuşmanın eğlenceli bir şekliydi. Ulusal bir kimliği ve bir ülkeyi temsil etmemin beklendiği, seçilmiş olduğum son derece dışa dönük, dikkat çeken mevkide, kafamdaki taş kesinlikle mizaha olan bir ihtiyaçtı. Kimliğimi burada açıklamam gerektiği düşüncesi, bana kendimi iyi hissettirmedi. İkincisi de, fotoğrafımın çekilmesini sevmememdi. Bu yüzden, zor insanı oynayıp "Lütfen benim resmimi çekmeyin!" demek yerine, tam tersine: "Lütfen istediğiniz kadar resim çekin, beni rahatsız etmiyor." demenin yolunu buldum.

Bu sizin için bu sistemle başa çıkmanın bir yolu mu?

Eğer onlardan biriyseniz bir şeyle başa çıkmaya çalışmanın mantıklı olup olmadığından emin değilim. Bu yüzden her zaman içinde bulunduğum sistemi ya baltalamak ya da yansıtmak için başka yollar bulmaya çalışıyorum. Sanat sistemi, içinde bulunduğumuz tüm sistemin bir parçasıdır, bir bakıma neoliberal kapitalizm, laik sömürgecilik, faşizm ve sanat sistemine doğal olarak nüfuz eden diğer biçimlerin bir karışımıdır. Bu yüzden sistemden, karşı karşıya gelmek yerine benimle "dans etmesini" istiyorum.

Bioswop 2004 yılında kuruldu. O zamandan bugüne kadarki önemli teknik değişiklikler dikkate alınırsa, 2020 yılında kurmuş olsaydınız farklı bir şey yapar mıydınız?

Bioswop internetin bir fosili. Bugün yeni bir versiyonunu oluşturacak olsaydım, kullanıcının online bulduğu tüm verilerle ve istediği doğruluk seviyesinde özgeçmiş oluşturacağı algoritmalardan oluşan bir yazılım programı icat ederim. Örneğin, bir özgeçmişteki bilgiler % 51 doğru olabilir, geri kalanı ise internetteki rastgele ipuçlarından oluşmuş olabilir. Bunun daha tipik ve doğru olacağını söyleyebilirim, çünkü birinin bugün kim olduğunu anladığımıza aşağı yukarı böyle karar veriyoruz. Özgeçmişlerine bakmıyoruz, googleda araştırıyor ve daha sonra sosyal medya profillerinden bilgi topluyor ve bir fikir oluşturuyoruz. Ben kullanıcı yazılım programı fikriyle bundan yola çıkarak oynardım.

  • Natascha Sadr Haghighian – Sunum: "Haptik" Yüzeyler: Pedagoji ve Dolaşıklık © NiMAC, Loizos Papacharalambous
    "Haptik" Yüzeyler: Pedagoji ve Dolaşıklık – Sunum
  • Natascha Sadr Haghighian – Sunum: "Haptik" Yüzeyler: Pedagoji ve Dolaşıklık © NiMAC, Loizos Papacharalambous
    "Haptik" Yüzeyler: Pedagoji ve Dolaşıklık – Sunum
  • Natascha Sadr Haghighian – Sunum: "Haptik" Yüzeyler: Pedagoji ve Dolaşıklık © NiMAC, Loizos Papacharalambous
    "Haptik" Yüzeyler: Pedagoji ve Dolaşıklık – Sunum
  • Natascha Sadr Haghighian – Sunum: "Haptik" Yüzeyler: Pedagoji ve Dolaşıklık © NiMAC, Loizos Papacharalambous
    "Haptik" Yüzeyler: Pedagoji ve Dolaşıklık – Sunum
  • Natascha Sadr Haghighian – Sunum: "Haptik" Yüzeyler: Pedagoji ve Dolaşıklık © NiMAC, Loizos Papacharalambous
    "Haptik" Yüzeyler: Pedagoji ve Dolaşıklık – Sunum

Çalışmalarınız genellikle diğer sanatçılarla yaptığınız işbirliğinin sonuçlarından oluşuyor.  Bu formu neden seçiyorsunuz ve bu form sizin için ne ifade ediyor?

Hem kısa hem de uzun vadede diğer sanatçılarla işbirliği içinde çalışmak bence çok heyecan verici. Bir şeyleri başkalarıyla birlikte yapmak benim için daha tatmin edici, daha eğlenceli. Biri diğerinden öğreniyor, biri diğerine ilham veriyor, bu hoşuma gidiyor. Çünkü herkes farklı bir şey hakkında bilgiye sahip ve böylece bir bireyin asla yalnız yaratamayacağı bir şeyi, birlikte yaratıyorlar. Aynı zamanda birbiriyle tanışmanın bir yolu, bu çok güzel bir şey. Bazen birisini iyi tanıdığınızı düşünüyorsunuz, ancak birlikte çalışırken her zaman en iyi olmasa da yeni bir yönünü keşfediyorsunuz (gülüyor), ama bu da faydalı. Bu, belirli bir konu hakkında ne söylemem gerektiğine ve bunu nasıl dile getirmek istediğime odaklanmaya çalışmam ile bunu bir kişi veya bir gruba aktarma adımı arasında güzel bir dengedir. Sonucunun bütün bir grubun işbirliğinden doğduğu projelere de katıldım ve bunu da seviyorum. Kesinlikle kişiyi kendi zorluklarıyla yüzleştirir, ancak çalışmaya ve öğrenme sürecine farklı bir kalite kazandırır.

Dünyanın eskiden uzak sayılan yerlerinden (Asya, Doğu Avrupa, Güney Amerika) gelen sanata karşı artan bir ilgi var. Bu konuda yorum yapabilir misiniz?

Batı dünyası tarafından tamamen göz ardı edilen inanılmaz sanat merkezleri her zaman olmuştur ve her zaman Batı'dan bu sanatçıları tanımasını beklemek gerçekten komik bir fikir. Atölye sırasında çevre ve merkez konularını çok tartıştık ve gerçekler ışığında, bu eski merkezlerin her zaman onaylanıp onaylanmadıkları konusunda gerçekten şüpheliyim. Onlar sömürgeci bir sınıfa, herhangi bir şeyi belirlemek bir yana, çok uzun zamandır güvenilirliklerini kaybetmiş belirli güçlerin hegemonyasına aittirler. Afganistan'da Kabil'deki yeni sanat oluşumu heyecan verici, elbette ki İran'daki meslektaşlarımın çalışmalarını da takip ediyorum ve     Lübnan'da inanılmaz bir sanat çevresi var. Şimdi burada Kıbrıs'ta çalışmaları beni gerçekten etkileyen sanatçılarla tanışıyorum. Daha çok genç kuşaktan sanatçılarla tanıştım, çalışmalarının kalitesi inanılmaz. Bireysel çalışmalarına ek olarak, çoğu bağımsız sanat atölyelerine sahip, bu şaşırtıcı ve bence bu aktiviteler harika. New York veya Berlin'de "hot" kabul edilen şeyler beni pek ilgilendirmiyor.

Evet, tabii ki sizi bu sisteme çeken bir ödül programı var. Bu çevre tarafından tanınırsanız ödül oldukça cömert, ama bu da hala bir şekilde sömürge dönemlerinden kalma bir sebep. Başka türlü ait olmayacağınız bir durumun veya bir şeyin parçası olmak istemenizi sağlayacak ödüller vardır her zaman. Çoğu durumda ben "Parayı al ve kaç!" derdim ve burda yine kimlik konusuna geri dönüyoruz . Bu durmada ben: "Al ama kendini sistemle özdeşleştirme!" demek istiyorum. Bu benim sağduyumu koruma çababam.

23 Ocak'ta gerçekleşen tartışmada sizin için önemli olan neydi ve halka bu konuda ne söylemek istersiniz?

Söylemek istediklerim, bana acil görünen şeylere olan yaklaşımım, konuştuklarımızın bir parçası olan sorunlara cevap aramak için geliştirdiğim stratejiler. Hareketlilik ve kimlik konularındaki düşüncelerim. Biribirimize bağlılık duygusunu nasıl geliştirebileceğimiz veya bunu nasıl koruyabileceğimiz.  Bu her zaman için önem verdiğim bir konu. Özellikle de fikir ayrılığının, uyuşmazlığın her yerde hüküm sürdüğü ve insanların beraberlik olmadan herşeyin daha iyi olacağını düşündükleri bu zamanda. Dayanışmayı, beraberliği kutlayan ve birlikte yaşadığımız insanlara ve çeşitliliğe olan duyarlılığı artıran bir yapı geliştirmenin önemli olduğunu düşünüyorum.