Okuma teşviki araştırması "Kütüphane uğrak yeri haline gelmeli"

Κütüphaneler okuma teşvikine önemli katkılarda bulunur
Foto (kesit): © wip-studio – Fotolia.com

Hamburg'daki Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu, kütüphanelerde okuma teşvikiyle ilgili bir araştırma yaptı. Ute Krauß-Leichert'la, okuma motivasyonu ve performansı üzerine bir söyleşi.

Bayan Krauß-Leichert, şu anda kütüphanelerde okuma teşvikiyle ilgili ne gibi hizmetler sunuluyor?

Okuma teşviki, epey bir zamandan beri şehir kütüphanelerinin en önemli görevleri arasında yer alıyor. 2000 yılındaki PISA sonuçlarının yarattığı şok ve bunu takip eden tartışma konunun kamuoyunda daha fazla ilgi çekmesine yol açtı. O zamandan beri kütüphaneler okuma teşviki çalışmalarını kamuoyunda daha etkili bir biçimde duyurabiliyorlar. Kütüphanelerin bu alanda sunduğu klasik teşvik biçimleri, resimli kitap sineması, tatil okuma kulüpleri ya da yazarlarla düzenlenen okuma günleri. Daha yeni bir yaklaşıma örnekse, Japonya kökenli "Kamishibai", yani görsellerle desteklenen sesli okumalar. Bunun için kartondan bir sahne kuruluyor ve bu sahneye okunan kitaptan resimler konuyor, ki bu özellikle de mülteci çocuklar için çok güzel bir olanak.

Dijital araç ve hizmetler okuma teşvikinde nasıl bir rol oynuyor?

Dijital araç ve hizmetler giderek önem kazanıyor. Buna bir örnek, Augmented Reality (Artırılmış Gerçeklik) prensibine göre işleyen hibrid resimli kitaplar. Bu tarz hibrid kitaplarda çocuklar ücretsiz bir uygulama (App) yardımıyla klasik resimli kitapları çok farklı bir biçimde deneyimliyor, örneğin kuşlarla ilgili bir kitapta resimlerdeki kuşların sesini duyuyorlar. Bu tür uygulamalar, henüz kreş ya da ilkokul çağındaki çocuklarla yapılan çalışmalarda bile sık sık kullanılıyor. Daha büyük çocuklara, çeşitli uygulamalar yardımıyla kendi e-kitaplarını oluşturmaları ya da çevrimiçi ortamda metinler hakkındaki fikir alış verişinde bulunmaları için Social Reading, yani Sosyal Okuma gibi olanaklar sunuluyor.

TÖKEZLETEN SÖZCÜKLER VE OKUMA ZEVKİ

Hamburg Uygulamalı Bilimler Akademisi'nde yürüttüğünüz çalışma, okuma teşviki konusunda Almanya'da şimdiye kadar yapılmış tek uzun vadeli araştırma. Okuma teşvikinin başarılı olup olmadığı nasıl anlaşılıyor?

Öncelikle, okuma becerisinin ne anlama geldiğini açıklığa kavuşturmamız gerekiyordu. Bunun için, okuma sosyalleşmesi kuramına dayanan bir yaklaşımda karar kıldık. Buna göre, okuma performansının yanı sıra okuma alışkanlığı ve okuma motivasyonu da incelenecekti. Daha sonra bu değerlendirme kapsamında Bielefeld'in, mülteci oranının yüksek olduğu Brackwede semtindeki bir ilkokulda ikinci sınıfları incelemeye karar verdik ve bu sınıfları dördüncü sınıfa kadar izledik. Öğrenciler semt kütüphanesinde düzenlenen okuma teşvik etkinliklerine ilk başta ayda iki kez, daha sonra iki ayda bir katıldılar. Bunun yanı sıra okulda düzenli olarak bir "tökezleten sözcükler testi", yani bir cümledeki uyumsuz sözcüğün bulunduğu test uygulandı. Ama bizim için belirleyici olan gösterge okuma performansı değil, okuma motivasyonu ve okuma alışkanlığıydı.

Okuma motivasyonu ve okuma alışkanlığı nasıl ölçülebiliyor?

Öğrencinin kütüphane kimliğinin olması bir gösterge olabilir örneğin. İlk başta öğrencilerin yüzde 50'si kitapları kendi kütüphane kimlikleriyle ödünç alırken, araştırmanın sonunda bu oran yüzde 80'e yükselmişti. Bu durum kütüphaneye bir bağlılık geliştirildiğini de gösteriyor. Maddi durumu elveren ailelerde kitapların çoğu satın alınıyor. Fakat daha yoksul aileler, özellikle de toplumun eğitim seviyesi düşük kesimleri kitapları bir kütüphaneden ücretsiz olarak ödünç almak durumundalar. Bir diğer ilginç bulgu da şu: Anketlerimizde okumayı sevdiğini belirten çocukların oranı ilk başta yüzde 14'ken bu oran daha sonra yüzde 70'in üzerine çıktı.

Henüz emekleme yaşında TEŞVİK

Bunu sadece kütüphanelerdeki okuma teşvikine mi borçluyuz?

Hayır. Sonuçlar sadece tek bir faktöre bağlanamayacağı gibi, böyle bir şeyi kanıtlamak da mümkün değil. Kaldı ki, günümüzde çocuklar çeşitli kitle etkileşim araçlarının etkisine maruz kalıyorlar. Okuma teşvikinin en etkili biçiminin hangisi olduğunu da tam olarak bilemeyiz. Fakat kütüphaneler çocuklara kitaplar ve kitle iletişim araçlarıyla nasıl bir ilişki kurulacağını, bunlardan yararlanmayı, zevk almayı öğretebilir ve çocukların kitap okumayı gündelik yaşamın doğal bir parçası haline getirmelerine yardımcı olabilir.

İncelemelerinize dayanarak halk kütüphaneleri açısından neler söylenebilir?

Çocuklarda okuma teşvikine çok erken yaşlarda başlanması gerektiği! Yani ancak kreşe gittiklerinde değil, daha emekleme çağında teşvik edilmeleri. Öncü beceriler denen beceriler yazı dilinin kazanımı için önemli bir temel oluşturuyor. Kütüphaneler bu becerileri küçük çocuklara yönelik okuma teşviki etkinlikleriyle, örneğin tekerlemeler, şarkılar, parmak oyunları, resimli kitaplar ve sesli okumalarla destekleyebilirler. Pek çok kütüphane bunları yapıyor zaten. Ama bunun için eğitimli personele ihtiyaç var. Ayrıca, okuma teşviki etkinliklerinin her öğretim yılında sadece bir kez değil, düzenli olarak gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Bunun için de yeterli maddi kaynakların sağlanması gerekiyor tabii.

Her şeyden önemlisi, okuma teşvikinin yaygın biçimde sunulması. İyi bir donanıma sahip şık merkez kütüphaneler pek çok yerde var ama semt kütüphanelerinde durum genellikle çok farklı. Eğitim düzeyi düşük ailelerin çocuklarına oralarda ulaşılabilir, fakat gereken hizmet ve olanakların çoğu zaman sağlanamadığını görebiliyoruz. Oysa kütüphaneler uğrak yeri haline gelmeli.
 

Prof. Dr. Ute Krauß-Leichert Prof. Dr. Ute Krauß-Leichert | Foto (kesit): © HAW/Paula Markert Ute Krauß-Leichert kütüphaneci, sosyolog, sosyal psikolog ve Hamburg'daki Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu'nda (HAW) profesör. Bielefeld Şehir Kütüphanesi'nin işbirliğiyle 2009'dan 2014'e kadar yürütülen uzun vadeli araştırma Okuma Teşviki ve Etki Araştırması (LeWi), onun başkanlığında gerçekleştirildi.