Kısa yollar:
Doğrudan içeriğe git (Alt 1)Doğrudan bir alt navigasyona git (Alt 3)Doğrudan ana navigasyona git (Alt 2)

Sünje Lewejohann
Korku Kadını; Ben

Bir insanın insan olarak kabul edilmesi için ne lazım? Bunun için insanın kendini insan olarak görmesi yeterli midir, yoksa başkalarının onayı mı gerekir? “Burada her şeyin bir adı var, sadece benim yok,” der kitabın isimsiz kahramanı romanın daha en başında ve son kertede roman hep bunun etrafında döner: Kimlik, yetişkin olmak, kadın olmak; Ben’in ve etrafındaki dünyanın ne olduğunu öğrenmek.

Karen Köhler’in çok şiirsel bir dille kurduğu klostrofobik ada ve köy dünyasından kaçış yoktur. Bu kitabın ve bu dünyanın insanda yarattığı o çok kendine özgü huzursuzluk nasıl anlatılmalı? Adadan ayrılmak mümkün değildir; batıl inançlar, deniz ve korkunç cezalar adanın sakinlerinin kaçıp gitmesine engeldir. Bu dünyanın değişmezleri mevsimlerdir, gündüz ile gecenin yer değiştirmesidir, ekip biçmektir, ritüellerdir. Dolayısıyla, bu dünya ilk başta güzel ve huzurlu gelir insana, ama bu aldatıcı bir izlenimdir. Tek bir söz, tek bir adım yeterlidir uçuruma düşmek için, zira Bingözler, köy sakinleri, her şeyi görür, her şeyin kokusunu alır, her şeyi duyarlar, hiçbir şey gizli kalmaz onlardan. Her yanlış adım kazık ile cezalandırılır, daha büyük suçlar işlendiğinde de Korku Adamı gelir; köyden bir adamdır Korku Adamı ve korkunç bir kostümü vardır, insanı yaralar ve sakat bırakır, ben-anlatıcısı bunu çok iyi bilir, çünkü çocukken köyden kaçmayı denediğinde Korku Adamı onun bacağını kırmıştır.

Güzel ada, bebekken bulunan roman kahramanının anasız babasız büyüdüğü arkaik bir ataerkil dünyadır. Ada toplumu buluntu çocuğu dışlamış, ona bir isim vermeyi reddetmiştir; kökeni, kökleri, ana babası, hakları yoktur çocuğun ve sadece bir iki ada sakini tarafından koruyup kollanır. Bunlardan biri de, onu bulan, evine alıp büyüten, babası gibi gördüğü adamdır, ama adam ölünce yapayalnız kalır. Genç kadın kim olduğunu, nereden geldiği öğrenmek ister. Annesinin kim olduğunu düşünür sürekli, kendisinin kim olduğunu düşünür ve romanın can alıcı yerlerinde hep bu soruyu sorar. Yanıt alamaz. “Senin için tek bir hayat var, sadece bu köy, bu ada var,” der onu bulan kişi. “Bundan en iyi şekilde istifade et.” Ve genç kadın kendini bu dünyanın sınırları içinde geliştirir. Kendini keşfeder. Aşkı keşfeder ve sevgilisi sayesinde bir isme kavuşur: “Alina”. Genç kadın, “Yasak olan her şeyi hayatıma sokacağım,” der. Ve öyle yapar. Onu bulan adamdan okumayı öğrenir ve yaşamına giren sözcüklerle birlikte bilgi de gelir. Zira dünyanın yaşadığı adadan ibaret olmadığını öğrenir, dışarda, uçak pistleri ve uçaklarıyla, elektrik ve çamaşır makineleriyle, çeşitli olanaklarıyla bambaşka bir dünya, bizim dünyamız vardır ve adanın boğucu kurallarının dışında başka bir yaşamın mümkün olduğunu, özne olabileceğini idrak eder. Bilgi ve idrak kaçınılmaz olarak cennetten kovulmayı beraberinde getirir.

Alman Kitap Ödülü’nün “uzun listesi”ne giren Miroloi, pek çok eleştirmen tarafından acımasızca yerden yere vuruldu; iddialara göre, fazla gerçekdışıydı, dili fazla naifti, diyaloglar çok basitti, esasen bir gençlik romanıydı, çocuk kitabı Cim Düğme’deki Hasvetya’dan halliceydi, sadece feminist dönem ruhuna tekabül ediyordu, ezcümle üzerinde durmaya değmezdi.

Ama bu roman bir alegori; toplumun nasıl işlediğini, yabancılığın ne olduğunu, insanın insan yerine konup konmadığı ve toplumdan dışlandığı, temel haklarından mahrum kaldığı zaman neler olduğunu gösteren bir kurgu. Roman, olanı değil, olabilecekleri anlatıyor. Karakterlerin tiyatrodaki figürler gibi hareket ettiği bir deney bu.

Elbette yeni bir şey değil bu, ama Karen Köhler ada evrenini, insan olmanın acılarını derinden hissederek ve zengin ayrıntılarla bezeyerek anlatırken inanılmaz güzel imgeler yaratıyor ve romana kendine özgü bir cazibe katıyor.

Kimlik son kertede bir karar meselesidir. Nitekim ben-anlatıcısı Alina da kim olacağına kendisi karar vererek giderek isyankâr bir kimliğe bürünür. Rolünü kendisi seçerek Korku Kadını olur ve köyün karşısına çıkarak herkesin sadece kendine söyleyebileceği sözcükleri söyler: “Ben, benim.” – “Ben, Korku Kadını Alina’yım.”

En sonunda adadan yüzerek ayrılır, hamiledir. Kökenleri sorusuna romanın sonunda da yanıt bulamaz, ama bunun bir önemi yoktur artık. Adadan yüzerek uzaklaşırken kendine ve karnındaki çocuğa ağıt yakar, miroloi’dir söylediği, “harikulade güzel hayatı”nın şarkısıdır.

Vaktiyle Alina’nın da adaya bu şekilde geldiğini anlar gibi olur okur. Alina sanki kendisini doğurmakta, hep aradığı annesini kendisinde bulmaktadır. Sonuçta bunun da bir önemi yoktur ama. Sonuçta o kendi kendine yetmektedir. O, Korku Kadını Alina’dır ve bu kimliği kendine o vermiş, kendi kendini yaratmıştır. Kökeni onun sonudur. O, bitmeyen bir döngü, bir kanon, bir karardır.

 

Karen Köhler, Miroloi
roman, 464 sayfa, Hanser, 2019.