Kısa yollar:

Doğrudan içeriğe git (Alt 1)Doğrudan bir alt navigasyona git (Alt 3)Doğrudan ana navigasyona git (Alt 2)

Erol Üyepazarcı
Beş yaşında bir dedektiv

Erol Üyepazarcı
© AvsarG)

Erol Üyepazarcı

2004 yılında “Oğullar ve Rencide Ruhlar” ve 2013’de “Cehennem Çiçeği” adıyla iki Alper Kamu polisiyesini yayınlayan Alper Canıgüz Boğaziçi Üniversitesi psikoloji bölümü mezunudur. Kendi ifadesiyle “erkek Japon bıldırcınlarının cinsel hayatı üzerinde otorite” dir(!).
 
Yazarımız 2004 yılındaki ilk Alper Kamu romanıyla kişisel kanımızca ülkemizdeki en başarılı polisiye roman parodisini kaleme almıştır. Romanın kahramanı beş yaşında bir çocuktur ama tıpkı Almanca yazan dünyaca tanınmış Türk kökenli yazar Akif Pirinçci’ nin kedisi “Francis” gibi Canıgüz’ ün kahnramanı Alper Kamu da olağanüstü bir kişiliktir; “Beş yaş insanın en olgun çağıdır” diye söze başlar.
Alper; yuva okulunda çocuk şarkısını dinlemektense evde Sostokoviç dinlemeyi yeğleyen, Nietzsche okuyan ve içinde bulunduğu durumu “Milena’ dan mektup bekleyip, o mektupları bir türlü açıp okuyamayan Kafka” nın durumuyla kıyaslayan hem filozof hem fırlatma bir oğlandır.
 
İlk Alper Kamu öyküsünde yaşının avantajı ile heryere girip çıkarken kahramanımız bir cinayete tanık olur, mahallede pek kimsenin sevmediği Hicabi Bey öldürülmüştür; olayı inceleyen ve bu öyküde kendisine tek kıymet veren kişi olan polis görevlisi Onur Çalışkan ile savcı Metin Bilgin ve diğerleri onu görgü tanığı olarak sıkıştırırlarken; kahramanımız bir taraftan da babasını Erzurum’ a süren genel müdür Erdoğan’ ın planlarını bozmakla uğraşacaktır. Bu arada savcı da cinayeti babasının işleme ihtimali olduğunu söylemektedir.  Alper bu hengamede bütün istediklerini gerçekleştirecek; olayı çözecek ve Hidayet Beyin kırk mevlutunda herkesi bir araya toplayıp bir Hercule Poirot gibi esrarı aydınlatacaktır. Bu arada üçkağıtçı genel müdürü de akıllıca bir planla dize getirecek ve babası Erzurum’ a gitmekten kurtulacaktır.
 
Mizahi ve fantastik boyutları yanında çok ustaca polisiye kurgusu da göze çarpan yapıtta öykü ve Alper Kamu’ yu çevreleyen mahalle yaşamı, kahramanımızın çevreyle ilişkileri de başarıyla anlatılmıştı; özellikle Alper’ in sevimli arkadaşı Hakan Tiryaki ile dostluğu ve bu dostluğun hüzünlü noktalanışı çok etkileyicidir.
 
Kişisel olarak bu satırların yazarı ikinci Alper Kamu hikâyesini heyecanla beklemiştir. Neredeyse on yıl sonra yeni bir Alper Kamu hikâyesiyle karşı karşıya kalınca çok sevinmiştir. Cehennem Çiçeği’nde aradan on yıl geçmesine karşılık kahramanımız yine beş yaşında, yine bilgisiyle herkesi şaşırtan, örneğin âşık olduğu doktor Begüm’e acil servisteki bir hastadan söz ederken “Psikosomatik biri mi?” diye sorup onu şaşırtan yine fırlatma bir oğlandır. Bir taraftan arkadaşlarıyla komşu “Paris Mahallesi” nin – bugün pek bilinmeyen “Paris Mahallesi”nden söz eden Canıgüz’ün İstanbul’un Kadıköy semtinde yaşadığı anlaşılıyor. Paris Mahallasi XIX. yüzyılın sonunda gizli ve lüks kerhaneleriyle tanınmış bir Kadıköy semtiydi- canavar çocuklarıyla sokak savaşı yapıp epeyi de dayak yiyor ama bir taraftan da kendisini hiç ilgilendirmemesi gereken iki olayı aydınlatmayı ihmal etmiyor.
Alper Kamu’nun bu ikinci hikâyesi ilk öyküden çok farklı; hikâyesi karanın da karası bir öykü.  Yalnızca bir polisiye roman parodisi değil; Dashiell Hammett’in Sam Spade’inin ve Raymond Chandler’in Philipp Marlowe’unun benzeri bir detektifin öyküsü. Fırlatma detektifimiz tıpkı bu iki ünlü detektif gibi olayı çözümlediği zaman hiç mutlu olmuyor; kendisi olmadığı gibi sevdikleri de mutlu olmuyorlar; ortaya çıkarıp çözdüğü birbirinden bağımsız iki muammada da Feride ve Safinaz tiplemeleriyle insanın istediği zaman ne kadar kötü olabileceğini bize çok çarpıcı bir şekilde gösteriyor.
 
Detektifimizin adaşı Alper Canıgüz; kapkara bir mizah ve sağlam bir polisiye kurgudaki bu anlatımında eğer detektif olarak beş yaşındaki Alper Kamu’yu değil de bir başkasını seçseydi, inanıyorum ki kapkara bir ironiyle suratımıza bir şamar gibi çarpttığı gerçeği; insanın isterse ne kadar gaddar olabileceği gerçeğini bu kadar etkili anlatamazdı.
 
Alper Canıgüz’ün eserlerini tanıtırken yapıtlarının bir polisiye roman parodisi olduğundan söz ettim; okuyucu “parodi” sözcüğünü yanlış anlamasın, burada  polisiye romanın biçimini ve kurgusunu kullanarak ona bambaşka ve daha zengin bir öz vermeyi sözkonusu ediyorum. İster polisiye roman sevin ister sevmeyin Canıgüz’ün romanının gerçek edebiyat tutkunlarını etkileyeceğinder eminim.
 
Alper Canıgüz Alper Kamu öyküleri yanında üç roman daha yazmıştır. İlk romanı psiko absürd romantik komedi olarak tanımladığı Tatlı Rüyalar’ dır (2000). Türk bir anne ile Fransız bir babadan olma Hector Berlioz –kendisi Türkiye’de yaşayan bir Fransız Türk’üdür- sıradan bir pazar sabahı kahvaltı ederken bir ilan okur ve “hayatı değişir”... “Hayatımı satıyorum! 25 yaşında, iyi eğitimli, iki yabancı dil bilen sağlıklı genç, geri kalanını temin edebilmek amacıyla hayatının bir bölümünü satıyor. İlgilenenler aşağıdaki telefon numarasına başvurarak randevu alabilirler.” Alper Canıgüz’ün ilk romanı yukarıda tırnak içine alınan ilanla başlar. Tatlı Rüyalar, kitabın alt başlığında da belirtildiği gibi, gerçekten ‘psiko-absürd’ ve de ‘romantik komedidir
 
2006’da yayınlanan  polisiye romanı Gizli Ajans’ da dünyanın, şahsına karşı kurulmuş bir komplo olduğuna inanan, genç ve avare metin yazarı Musa... Onun, hayatın her alanına derin ve samimi bir merakla yaklaşan, temiz kalpli ev arkadaşı Şaban... Diğer tarafta, gaddar bir kedi tarafından yönetilen, birbirinden tuhaf çalışanlarıyla bir reklam ajansı: Menekşe gözlü sanat yönetmeni Sanem, esmer ve seksi sekreterler Mehtap ile Sevilay, durmaksızın ağlayan yaratıcı yönetmen Çeşme, psişik-sismograf çaycı Ercan... Ve şöhretler: Tesla, Prens Charles, Kaan Sezyum, Küçük Prens, Süpermen ve diğerler ana kahramanlardır. Özgün üslubuyla yine eğlenceli, heyecanlı ve kışkırtıcı bir absürd macera...
Yazarın 2017’de çıkan son yapıtı Kan ve Gül ise yazarın ifadesiyle fantastik bir polisiyedir. Rengini kandan, kokusunu gülden alan bir romandır. Ziyadesiyle hazin, epey hareketli, hayli komiktir.
 
İkinci sınıf aşk romanları çevirmeni, orta sıklet avare Aziz, bir yangında küle dönüşmek üzereyken, zamanda yolculuk yaparak yirmi yıl öncesine döner; üstelik yirmi yaş gençleşmiş bir halde henüz işlenmemiş bir cinayeti çözmek üzere harekete geçer; karizmatik sosyopat Abdül'ün hayatını kurtaracaktır.
Alper Canıgüz klasik çizginin dışındaki polisiye romanlarıyla Türk Polisiye Edebiyatı’nda kendine özgü bir yeri hakkıyla işgal eden bir yazardır.