Kısa yollar:
Doğrudan içeriğe git (Alt 1)Doğrudan bir alt navigasyona git (Alt 3)Doğrudan ana navigasyona git (Alt 2)

Süreyya Karacabey
İçinde İktidar Büyüten İnsandan Korkalım

Bir yol anlatısının henüz başındayken bile okur,  bir metafor olarak yolun edebi imkânlarına aşinadır. Yol ile yolcuyu birleştiren sayısız anlatıdan öğrenmiştir,  yolun çoğu zaman içeriden geçen olduğunu ve dışsal olayların, aşılması gereken engellerin aslında karakterin eriştirme ritüelinin bir parçası olduğunu.  Hüseyin Kıran’ın Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor anlatısı da bir serüven vaadiyle başlar ve okur,  önceden bildiklerini hatırlar hemen.  Ceza memuru Yakup’a bir görev verilmiştir, bu görevi yerine getirebilmesi için uzaklara gidecektir. Anlatılan zaman, uzaklara aittir- kale, efendiler, onlara hizmet eden insanlar- modern gerçekliğin dışında bir gerçekliğe zemin kuran anlatı, dokusunu fantastikleştirir ve bir serüven anlatısına ait kalıpları, imkansız karşılaşmaları mümkün kılacak bir beklentiyi canlandırır.

Süreyya Karacabey

Yakup bir ortaçağ yerleşimini hatırlatan ülkesinde basit bir memurdur, güce hayranlık duyar ve kişisel yazgısı, ona teslim edilen bir mektupla değişir. Bir elçidir artık, yüce efendilerinin verdiği mektubu dağ halklarından birine götürmekle yükümlüdür. Bir at, sırtına geçirilen özel kostüm ve elindeki mühürlü mektupla çıktığı yolda Yakup, çok da sıra dışı şeyler yaşamayacak, vaad edilen serüven anlatısı parodik bir form kazanacak, girişte yaratılan beklenti giderek bozulacak ve anlatının odak meselesi, Yakup’un kendini aşırı önemseyişinin yarattığı patolojik değişim olacaktır. 

Bir insandan her şey elde edilebilir demişti bize Brecht, Adam Adamdır adlı öğreti oyununda; sabah evinden bir balık almak için çıkan hamal Galy Gay, oyunun sonunda ait olmadığı bir savaşın ölüm makinesine dönüştüğünde. Kıran’ın Yakup’u da sıradan bir insandan neler çıkabileceğini, minicik bir fırsatla nasıl büyük sömürünün parçası haline gelebileceğini gösterir.

Dışsal olaylar açısından bakıldığında pek bir şey vuku bulmaz romanda, yorucu yolculuğun bir aşamasında atını, giysilerini kaybeden Yakup, kendisiyle başı dönmüş elçinin kibrine karşıt, utanç verici bir durumda kalır ortada. Ulaştığı tek yer küçük bir göçebe grubunun kamp alanıdır. Çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu bu topluluk farklı bir dilde konuşur, anlamadığı dili hemen mahkûm eder Yakup ve çadırlarında barınmasına izin veren, karnını doyuran barışçı topluluğu yabanıl olarak niteler. Kendini önemseyişi başkasını ötekileştirme aşamasıyla genişler, kibir, kendine bir nesne bulmuştur aşağılayacak. Atını ve giysilerini kaybettiğinde görevinin aksayacağı endişesiyle bağlı olduğu efendilerine yazdığı mektupta, uğradığı değişimin kısmi izleri mevcuttur. Giderek görevinden aşkın anlamlar çıkaracak, sınırların dışındaki halkların nasıl yönetileceği konusunda ahkâm kesecek, elçiden efendiye dönüştüğü noktada kendine efendiler yerine kralı muhatap olarak seçecektir. Düşünmeyi ilerlettikçe karşısındaki sakin topluluğu, inşa edeceği Yakupistan’ın bendeleri olarak görmeye başlar. Onların kayıtsız bakışları altında kendine saray yapmaya çalışır; meydanlara, nehirlere isimler verir ve krallığının döllerini elde edebilmek için topluluğun bütün kadınlarına sırasıyla tecavüz eder. Yakup’un başlangıçta beceriksizce ve gülünç görünen iktidar egzersizi giderek ürkütücüleşir ve sıradan insanın mantık dışı arzularının projeksiyonu haline gelen anlatı, Yakup’un düşleme biçimlerinde irreel görünen iktidar arzusunu, reel zamanların gerçekliğine bağlar. 

Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor on altı bölümden oluşur. İki üç yerde kullanılan anlatıcı dışında romanın bütününde işitilen ses, Yakup’a aittir. Dil, sayfalarca süren cümlelerle, yerleri değiştirilmiş kelimelerin yarattığı anlamsal kaymalarla, yapısı bozulmuş cümlelerle bir yakınlığa değil yadırgatıcı bir uzaklığa çalışır. Duraklı bir düşünmenin bütün aşamalarını içerecek biçimde genişletilen dil, Yakup’un akıl yürütmesindeki yolu da görünür kılar; tuhaf, humorik bir uzaklığın dili; mülk edinmenin, iradeye tabi kılmanın aksamalı dili. Yakup kendinden başka bir benlik çıkardıkça dili de değişir: kölenin dilinden muktedirin diline geçiştir görülen.

Yakup –ister istemez- akla ünlü şiirdeki Yakup’u getirir, “çağrılmadan” gelmiş ama kurbağalara bakmaktan çok kendisi kurbağa olmuş ve öyle şişmiştir ki patlamıştır sonunda. Onu patlatan şeyi ciddiye alalım, azcık imkân verildiğinde içinde iktidar büyüten insandan korkalım.

DAĞ YOLUNDA KARANLIK BİRİKİYOR
Hüseyin Kıran
Yayınevi: Sel, 2016.
Sayfa Sayısı: 96. 


LiteraTür Projesi „Gelecek“ teması sayfası