Kısa yollar:
Doğrudan içeriğe git (Alt 1)Doğrudan bir alt navigasyona git (Alt 3)Doğrudan ana navigasyona git (Alt 2)

Tanıl Bora
„Aradıkları Muhtemel Hayat...“

Sezen Ünlüönen’in son yılların en etkileyici ilk romanlarından olduğunu düşündüğüm Kıymetli Şeylerin Tanzimi’nin başlarında, küçük Nazlı, geleceğine dair hayaller kurar. “Büyüyünce…”[1] neler olacağına dair hayaller... Çünkü, ne istese, neye niyet etse, neyi merak etse, “Büyüyünce…” diyorlardır ona.  En sıradan, en ufak şeyler bile, büyümeye ertelenmiştir, geleceğe havaledir. Yapması gerektiği söylenen ama ne olduğunu anlamadığı şeyler bile geleceğe havaledir. Eline alıp öpmek istediği süs balığını uzaktan sevmesi gerektiğini telkin ettiklerinde, “Ben küçük olduğum için yakından sevmek istiyorum ama büyüyünce ben de uzaktan sevmeyi öğrenicem inşallah,” diye yazar günlüğüne. Akşamları uyumadan önce hayal kuruyordur ama bir gün, “artık büyüdüğüm için derslerime odaklanmam lazım,” notunu düşer. Her şeyin havale edildiği geleceği düşlemenin bile men edildiği bir bugünde yaşıyordur.

Tanıl Bora

Romanın kadrosunda yer alan Mert ile Gülendam, genç aşıklar, onlar da geleceği beklerler. Bugün yaşanan hayat, geleceğin hazırlığından ibarettir: “Gülendam o güne kadarki hayatını –farkına bile varmadan- hep bir şeylerin hazırlığı olarak yaşamıştı. Sanki o güne kadar yapıp ettikleri bir tür ısınma, alışma devresiydi de bir an gelecek aniden gerçek öz hakiki yaşamı başlayacak, bugün yaşananlar hatıra olarak bile elde kalmayacak, iz bırakmayacaktı.” Mert’le Gülendam, bir “sevgi ihtimali”ni hayal ederken, “beklemenin, sabretmenin hazları”na sığınırlar. Lakin o bekleyiş, sündükçe süner. Gülendam, “bir şeylerin olmasını ister ve beklerken,” o an “herhangi bir şeyin olmasından ölesine korkuyordu”r. Mert, “ilerlemek, yol kat etmek istiyor ama kendisinden beklenmeyen bir kavrayışla bildiği bir yere hızla gitmektense bilmediği bir yere yavaş yavaş gitmenin bazen daha cazip olabileceğini idrak ediyor; sabırla bekliyor”dur. Gelecek, ötelendikçe ötelenir.

Roman kişilerinden ev kadını Sevim, gelmiş olan o geleceğin boşluğunu temsil eder. Beklerken beklerken, ertelerken ertelerken gelip çatan o gelecek, o boşluğu beklemenin ebedileşmesidir adeta: “Bir şeyi beklerken, onun gelişini hızlandıracak bir şey yapamıyorsa insan, o zaman oyalanır. Vakit geçirir, sonra sevinir beklenenle aramdaki mesafe azalmış diye. Ben bir şey beklemiyorum ama oyalanıyorum. (…) Çok güzel oyalıyorum kendimi ama ‘ne’ ile aramdaki mesafe kapansın diye yapıyorum bunu bilmiyorum. Hiçbir şey beklemiyorum çünkü hiçbir yere gitmiyorum. Kendim ölene kadar mı vakit öldürüyorum?”

İyi okullarda okumuş, Batı’ya gidip gelmiş, ama hâlâ bir “kariyer” rotasına girememiş parlak gençler de, ne olduklarını bilmedikleri “farklı bir şey yapacakları” bir geleceğin peşindedirler romanda. Lakin internetin ve çağın hızı, geleceğe dair hayallerini daha kurulma aşamasında eskitiyordur. “Aradıkları muhtemel hayat” hızla uzaklaşıyordur onlardan. Bir yandan, “iyi olan güzel olan doğru olanın…  zamanı gelecek ve hepimize nasip olacak” gibi naif bir beklenti salınır havada. Diğer yandan, onları beklediği görülen standartlaşmış geleceklerin boşluğu, beklentiyi kurutur.

Kitapta dokuz yerde, geçiş taksimi gibi yer alan, Arktika’nın en büyük buz sahanlığı Ward Hunt’taki çatlakların genişlemesiyle ilgili bilgileri, geleceğe dair roman kişilerinin üzerine çöken ümitsizliği evrenselleştiren bir ekolojik mecaz mı saymalı?

Lakin, Sezen Ünlüönen, bugünü anlamsızlaştırdığı gibi geleceği de öldüren bu hayatı erteleyici tavrı sorgulayan etkileyici romanında, yine de bir ümit veriyor bence okura. O ümit, en zavallı insan hallerini bile anlatışındaki canlılıkta, neşede, şefkattedir.

KIYMETLİ ŞEYLERİN TANZİMİ
Sezen Ünlüönen
Yayınevi: İletişim, 2017
Sayfa Sayısı: 248


[1] Tırnak içindeki bütün sözler, romandan alıntıdır.

LiteraTür Projesi „Gelecek“ teması sayfası