Tarabya Kültür Akademisi Nino Haratischwili İstanbul'da

Nino Haratischwili Olga Grjasnowa ile bir okuma esnasında
Nino Haratischwili Olga Grjasnowa ile bir okuma esnasında | Foto: Sedat Mehder

Şimdiye kadar birçok ödüle layık görülen Gürcistan asıllı yazar ve tiyatro yönetmeni Nino Haratischwili Hamburg’ta yaşıyor ve Tarabya Kültür Akademisi’nin bursiyeri olarak şu sıralar İstanbul’da bulunuyor. “Sekizinci Hayat (Brilka İçin)” adlı romanın yazarı 34 yaşındaki Haratischwili, Almanya Büyükelçisinin Tarihi Yazlık Rezidansı’nın bulunduğu yerde üç ay boyunca çalışmalarını sürdürecek.

Bir yazar olarak Tarabya Kültür Akademisi’nin bursundan nasıl faydalanıyorsunuz?

Burada çalışmalarıma, evimde olduğumdan çok daha fazla yoğunlaşabiliyorum, çünkü evimde beni oyalayan ve sürekli yapmam gereken başka şeyler oluyor. Ancak burada Almanya’daki günlük yaşantımdan büyük ölçüde izole durumdayım ve bu soyutlanmanın içinde bu konforlu ortamın tadını çıkarıyorum: Burada hemen bir ormanın yanı başında yaşıyorsunuz, aynı zamanda tüm cazibesiyle size göz kırpan İstanbul’un şehir merkezi de yarım saatlik bir otobüs mesafesinde bulunuyor. Deniz kapınızın önünde ve şehrin karmaşasından uzak bu cennet köşesinde yaşamınızı sürdürebilmeniz için her şer var.

Burada ilk kez eşim ve on aylık kızım Kyra ile bulunmanın mutluluğunu yaşıyorum. Çünkü birçok yurtdışı burs programı bursiyerlerin ailelerini yanında getirmesine ne yazık ki izin vermiyor. Bu durum da bana bir yazar olarak, ya yalnızca “sanatçı” ya da yalnızca “anne” kimliğini seçmem gerekiyormuş hissi veriyor ve bu da benim hayat felsefeme tamamen ters düşen bir durum.


Tarabya Kültür Akademisi Tarabya Kültür Akademisi | Foto: Sedat Mehder Yaşadığınız bölge dışındaki diğer sanatçılarla iletişim kuruyor musunuz?

Bu konu ne zaman aklıma takılsa hemen Tarabya Kültür Akademisi’ne danışıyorum. Öte yandan şehir ve şehrin insanları birtakım şeyleri turistik yöntemlerle keşfetmemi sağlıyor ve böylece nerede ilginç sergiler ya da doğaçlama bir caz dinletisi olduğunu öğrenebiliyorum.

Tabi her an her yerde karşılaşabileceğiniz müzisyen ya da görsel sanatçılarla tanışmak, yazarlarla tanışmaktan çok daha kolaydır, çünkü yeni bir yazarla tanıştığınızda dil sorunu yaşama ihtimaliniz vardır. Ancak neyse ki kitabım “Sekizinci Hayat (Brilka İçin)” Türkçeye çevrildiği ve bir Türk yazar ile birlikte okuma ve söyleşi gerçekleştiği için bu konuda şanslıyım. Kasım ayı başında İstanbul’da açılan kitap fuarı da bu bakımdan ilginç diyaloglar kurulabilen bir ortam yarattı.

Türkiye’deki sivil toplumun şu sıralar sıkıntılı bir politik durum içinde olması, bulunduğunuz ayrıcalıklı konumda size bir şeyler ifade ediyor mu?

Dışarıdan bakıldığında genelleme yapmak doğru değil. Söz konusu durum, içinde bulunup deneyimlediğinizde Almanya’dan anlaşıldığından çak daha farklı bir şekilde kendini gösteriyor. Ben bu şehirde baştan sona hayat dolu bir kültürel ortam yaşıyorum. Diğer yandan, birisi yakından tanıdığı insanlar hakkında hikâyeler anlattığında o hikâyeler alışıldık anonimlikten çıkıyor. Tüm bunları yalnızca medya yoluyla öğrenmiş olsaydım duygusal anlamda beni daha az etkileyeceklerinin farkındayım.

Politik olarak belirsiz bir dönemde bir burs programı için İstanbul’a gelmeye karar vermeden önce bu kararı almakta zorlandınız mı?

Herkesten önce arkadaş çevremde farklı görüşler vardı. Bazıları bunun iyi bir fikir olmadığını dile getirdi. Ancak insan günümüzde bu bakış açısıyla hiçbir ülkeye seyahat edemez. Bu durum bana, yıllar önce başka bir kitabın araştırması sebebiyle Rusya’da geçirdiğim süre için yapılan tartışmaları hatırlatıyor. Ben tam da şu anda Türkiye’de bulunmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde İstanbul’da yaşayan sanatçıların çoğunluğu da sürekli olarak bu değişim programlarının onlar için ne kadar önemli olduğunu ifade ediyorlar.

Peki böyle bir değişim programının içeriğinde neler oluyor? Siz bir yıl önce bursiyer olarak İstanbul’da zaten bulunmuştunuz.

Goethe-Institut, bursiyerleri Türk sanatçılar ve kültürel işler ortaya çıkaran diğer çevreler ile biraya getirerek bize bu alanda destek sağlıyor. Sanatçıları bir araya getiren bu tarz organizasyonlar ve işbirlikleri Türk yazarlar tarafından da büyük bir ilgiyle karşılanıyor. Birçok meslektaşımın ilgisini çeken bir başka konu da, bir yazar olarak kitaplarımı anadilim dışında bir dilde yazıyor olmam.

Gürcü bir Alman olarak neden yazılı alanda bir meslek seçtiğinizi de açıklamak gerekli.

Bu aslında çok da bilinçli verdiğim bir karar değildi, karar beni buldu. Gençliğimde, iş sebebiyle iki yıllığına Almanya’ya taşınan annemle birlikte buraya gelmiştim ve bu sebeple 2003’te tiyatro yönetmenliği eğitimi için Hamburg’a geldiğimde Almanca bilgim oldukça iyiydi. Tiyatro için kendime ait ilk piyesimi yazmaya hazırlanırken, direkt Almanca olarak yazmanın daha sonra Almancaya çevirmekten daha kolay olacağını düşündüm.   

Sonunda bu durum, ne hakkında yazdığımla bağlantılı olarak belirgin bir mesafe oluşturmaya başladı. Bu arada 13 yıldır Hamburg’ta yaşıyorum ve Almanca artık evde nedenini daha fazla araştırmadığım bir tarz haline geldi. Bilakis, Almanca bana büyük bir hareket alanı yaratıyor. Çünkü başka bir kültürel çevreden gelen ve yabancı bir dille tanışan kişi, sonunda bunu kendisine her türlü şekilde dikkat çekici kılar.